- Habis Hastalıklar
- Selim Hastalıklar
Habis Hastalıklar
Yemek borusu kanseri, sindirim sisteminde görülen dikkat edilmesi gereken kanserlerdendir. Erken teşhis ve tedavi ile hastalıktan kurtulma şansı artar.
Erken dönemde genellikle belirti vermez. Zamanla yutma güçlüğü, ağza acı su gelmesi, tükürük salgısının artması, ses kısıklığı, halsizlik, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Teşhis endoskopi ve biyopsi ile konulur. Tedavi şekli, hastalığın evresine göre belirlenir. Tedavide ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi gibi yöntemler kullanılabilir.
Yemek borusu kanserinden korunmak için sigara ve alkolden uzak durmak, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak önemlidir.
- Yaş
- Yaşam tarzı
- Yeme alışkanlıkları
- Sigara kullanımı
- Geçmişte mide ameliyatı olmak
- Bazı kan hastalıkları
- Bazı gastrit tipleri
- Ailede kanser öyküsü
- Mide ağrısı
- Mide bulantısı
- Kusma
- Kilo kaybı
- İştahsızlık
- Yutma güçlüğü
- Yaş
- Yaşam tarzı
- Yeme alışkanlıkları
- Polip varlığı
- Başka kanserlerin varlığı
- Radyasyon
- Crohn ve ülseratif kolit gibi bağırsak hastalıkları
- Genetik faktörler
- Dışkıda kan görülmesi
- Kabızlık veya ishal
- Karın ağrısı
- Kilo kaybı
- İştahsızlık
- Cerrahi
- Kemoterapi
- Radyoterapi
- Hedefe yönelik tedavi
- Dışkıda kan görülmesi
- Kabızlık veya ishal
- Karın ağrısı
- Kilo kaybı
- İştahsızlık
- Cerrahi
- Kemoterapi
- Radyoterapi
- Hedefe yönelik tedavi
Karaciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser tiplerinden biridir. Bu kanser genellikle kronik karaciğer hastalığı veya siroz zemininde gelişir. Karaciğer kanserinin tedavisinde kullanılan birçok tedavi yöntemi vardır ve tedavi sonuçları eskiye nazaran belirgin ölçüde daha iyidir.
Tıbbi istatistiklere göre, Türkiye’de 2020 yılında 5.700 hasta karaciğer kanseri tanısı almıştır. Bu, karaciğer kanserini ülkemizde tüm kanserler arasında 14. sıklıkta görülen kanser tipi konumlandırmaktadır. Karaciğer kanserlerinin büyük bir kısmı sirozu olan hastalarda ortaya çıkar.
Karaciğer kanserlerinin büyük bir kısmını oluşturan hepatoselüler karsinom, karaciğerin esas hücrelerinden yani hepatosit adı verilen hücrelerden kaynaklanır. Karaciğerin ikinci en sık kanseri olan kolanjiyoselüler karsinom ise safra yollarını oluşturan ve kolanjiyosit adı verilen hücrelerden kaynaklanır.
- Karın ağrısı
- İştahsızlık
- Kilo kaybı
- Halsizlik
- Sarılık
- Karında şişkinlik
Safra yolu kanseri, safra kanallarını oluşturan hücrelerden kaynaklanan bir kanser türüdür. Nadir görülen bir kanser türü olan safra yolu kanserinin belirtileri, tanısı ve tedavisi, kanserin safra ağacındaki yerleşim yerine göre değişir.
Safra yolları, karaciğerden bağırsaklara safrayı taşıyan kanallardır. Safra, yağların sindirimi ve emiliminde önemli rol oynar. Safra yolları, karaciğer içinde ve karaciğer dışında olmak üzere iki bölümden oluşur. Karaciğer içinde yer alan safra yolları, karaciğer hücreleri tarafından üretilen safrayı toplar ve karaciğerden dışarı taşır. Karaciğer dışında yer alan safra yolları ise safrayı karaciğerden bağırsaklara taşır.
Safra yolu kanserleri, yerleşim yerlerine göre dört gruba ayrılır:
Karaciğer içinde yerleşik olanlar (intrahepatik kolanjiyokarsinom): Bu kanserler, karaciğer içinde yer alan safra yollarında gelişir.
Karaciğer dışında ve karaciğere yakın bölgede yerleşik olanlar (hiler kolanjiyokarsinom): Bu kanserler, karaciğer dışında ve karaciğere yakın bölgede yer alan safra yollarında gelişir.
Safra kesesi kanseri: Bu kanserler, safra kesesinde gelişir.
Karaciğer dışında ve karaciğere uzak bölgede yerleşik olanlar (distal kolanjiyokarsinom): Bu kanserler, karaciğer dışında ve karaciğere uzak bölgede yer alan safra yollarında gelişir.
Tiroid bezi, boyunda Adem elmasının hemen altında yerleşmiş kelebek şeklinde bir bezdir. Tiroid bezi, vücuttaki metabolizmayı düzenleyen hormonlar üretir. Tiroid bezindeki hücrelerde oluşan kansere tiroid kanseri denilmektedir.
Tiroid kanseri, en sık görülen endokrin kanseridir. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Kadınlarda saptanan kanserlerde sıklık sırasında 5. sıradadır.
Tiroid kanserleri, hücre tipine göre farklı türlere ayrılır. En yaygın tiroid kanseri türü papillary karsinomdur. Bu kanser, tiroid bezinin yüzeyinde bulunan hücrelerden kaynaklanır. Diğer yaygın tiroid kanseri türleri arasında folliküler karsinom, anaplastik karsinom ve medüller karsinom bulunur.
Böbrek üstü bezleri, böbreklerin üstünde bulunan ve kortizol, aldosteron ve adrenalin gibi hormonlar üreten iki küçük bezdir. Böbrek üstü bezi kanseri, bu bezlerde gelişen kanserli bir tümördür.
Böbrek üstü bezi kanserleri, hücre tipine göre iki ana gruba ayrılır:
Kortikal karsinomlar: Bu kanserler, böbrek üstü bezlerinin kortikal dokusunda gelişir. Kortikal karsinomlar, böbrek üstü bezi kanserlerinin yaklaşık %90’ını oluşturur.
Medulloblastomalar: Bu kanserler, böbrek üstü bezlerinin medulla dokusunda gelişir. Medulla bezi kanserleri, böbrek üstü bezi kanserlerinin yaklaşık %10’unu oluşturur.
Periton (karın zarı), karın duvarını içten saran ve organların üzerini örten ince bir zardır. Periton kanseri, peritonun tümör hücreleri tarafından tutulmasıdır.
Periton kanserleri, primer periton kanserleri ve metastatik periton kanserleri olmak üzere iki ana gruba ayrılır:
Primer periton kanserleri: Bu kanserler, periton hücrelerinden kaynaklanır. Primer periton kanserleri, periton kanserlerinin %5’inden azını oluşturur.
Metastatik periton kanserleri: Bu kanserler, vücudun başka bir yerindeki kanserin peritona sıçraması sonucu oluşur. Metastatik periton kanserleri, periton kanserlerinin %95’inden fazlasını oluşturur.
Karın içi organları saran ve çevreleyen zara periton adı verilir. Peritonun arka kısmını, yani kabaca, karnın arka kısmında yer alan organları ifade eden bölgeye retroperitoneal bölge denir. Karnın arka kısmında bulunan organlar arasında böbrekler, böbrek üstü bezleri ve pankreas gibi önemli yapılar bulunur.
Retroperitoneal tümörler, bu bölgede gelişen tüm tümörleri ifade eder. Bu tümörler nadir olup sinsice büyürler ve büyük boyutlara ulaşabilirler. Retroperitoneal tümörlerin ortalama %75’i habis huyludur ve birçok alt tipi vardır.
Retroperitoneal tümörlerin çoğu, retroperitoneal bölgede bulunan organlardan köken almaz. Bu tümörler, genellikle bu organların etrafındaki yumuşak dokulardan, çoğunlukla da yağ dokusundan gelişir. En sık görülen retroperitoneal tümör türü, liposarkom adı verilen yumuşak doku sarkomudur.
- Karın ağrısı
- Kilo kaybı
- Yorgunluk
- İştahsızlık
- Kanama
- Bağırsak tıkanıklığı
- Karın ağrısı
- Kilo kaybı
- Yorgunluk
- İştahsızlık
- Kanama
- Bağırsak tıkanıklığı
- Sindirim sistemi sorunları
- Hormonal değişiklikler
Selim Hastalıklar
Fıtık, bir iç organın karın duvarındaki zayıf bir noktadan, karın zarı ile birlikte dışarı doğru çıkması durumudur. Bu zayıf noktalar genellikle kasıklar, göbek ve ameliyat kesi yerleri gibi bölgelerde bulunduğundan, fıtıklar en sık bu bölgelerde meydana gelirler.
Karın duvarı fıtıklarının yegane tedavi seçeneği cerrahidir. Karın duvarı fıtıkları tedavi edilmezse, ciddi sonuçlara yol açabilen sorunlara neden olabilirler. Laparoskopik veya robotik yöntemlerle gerçekleştirilen fıtık onarımları sonrasında normal yaşama hızlıca dönülebilir.
Safra kesesi taşları toplumda oldukça yaygın olarak görülür ve mide rahatsızlıkları, üst karın bölgesinde ağrı gibi sindirim sorunlarının büyük bir bölümünden sorumludurlar.
Safra kesesi taşları, zaman zaman aniden ortaya çıkan acil durumlarla da kendini gösterebilir. Bu acil durumlar genellikle hafif veya orta şiddette seyreder, ancak nadiren de olsa yaşamı tehdit eden ciddi durumlar yaratabilirler.
Safra kesesi rahatsızlıklarının tedavisinde, genellikle safra kesesinin laparoskopik yöntemle çıkarılması ilk ve en etkili seçenektir.
Safra kesesi taşlarını sadece çıkarmak yerine kırmaya çalışmak, yanlış ve tehlikeli bir tedavi yaklaşımıdır.
Hiçbir belirti vermeyen ve tesadüfen tespit edilen safra kesesi taşları hakkında hekiminizle tedavi seçeneklerini görüşmek en iyi yaklaşım olacaktır.
Laparoskopik safra kesesi ameliyatının sonuçları son derece başarılıdır.
Pankreas dokusunun aniden iltihaplanmasına pankreatit denir. Eğer bu iltihaplanma ani bir şekilde başlarsa, bu duruma “akut pankreatit” adı verilir. Akut pankreatit durumunda meydana gelen iltihaplanma, aslında vücudun pankreas dokusuna verdiği tepki sonucu ortaya çıkar. Başka bir deyişle, bu durum mikroplar veya romatizmal hastalıklar gibi dış etkenlerle tetiklenmez. Pankreas dokusundaki hasarın tam olarak hangi mekanizma ile oluştuğu tam olarak bilinmemekle birlikte, birçok durumda hasarı başlatan bir etken tanımlanmıştır.
Ne yazık ki, akut pankreatit sadece pankreas dokusuyla sınırlı kalmaz. İltihaplı pankreas dokusundan salgılanan ve kan dolaşımına geçen bazı maddeler, tüm vücutta ve organlarda belirli bir düzeyde hasara yol açabilir. Başka bir deyişle, akut pankreatit “sistemik” bir hastalıktır.
Ani pankreas iltihaplanmasının en yaygın nedenlerinden biri safra taşlarıdır ve bu hastalık safra taşlarına bağlı sorunlar arasında en ciddi olanıdır.
Akut pankreatit, temel nedenleri ortadan kaldırılmadıkça tekrarlama eğiliminde olabilir.
Nekrotizan pankreatit, akut pankreatitin en şiddetli formudur ve uzun süreli izlem ve tedavi gerektirir.
Aşırı kilolu olma, sağlık açısından önemli bir endişe kaynağıdır. Bu durum, bir dizi ciddi hastalığın riskini artırabilir ve mevcut bazı hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir.
Aşırı kilolu olma durumunun zamanında tedavi edilmesi, bireylerin yaşam kalitesine ve ömrüne önemli bir katkı sağlayabilir.
Midenin içeriğinin yemek borusuna (özofagus) geri kaçışı olarak bilinen olaya reflü denir. Özellikle yemekten hemen sonra, belirli bir derecede reflü olması normaldir. Bu durum, genellikle belirti vermez ve yemek borusunun iç tabakasına zarar vermez. Ancak, mide asidi ve mide içeriğinin yemek borusuna sızması sonucu yemek borusu hasar görürse veya yemek borusu iltihaplanırsa (özofajit) veya diğer semptomlar ortaya çıkarsa, bu duruma Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GÖRH) adı verilir.
Reflü hastalığı uzun süre devam ederse, yemek borusunda kalıcı hasar meydana gelebilir. Bu hasar, yemek borusu kanseri riskini artırabilir.
GÖRH’li seçilmiş hastalarda cerrahi müdahale, yaşam kalitesini önemli ölçüde artırabilir.
Reflü hastalığı ameliyatları, laparoskopik veya robotik yöntemlerle gerçekleştirildiğinde iyileşme süreci hızlıdır ve hastalar normal yaşamlarına daha çabuk dönebilirler.
Crohn hastalığı, ağızdan anüse kadar sindirim sisteminin herhangi bir bölgesini etkileyebilen, bağırsak duvarında kalınlaşma ve ülserlere yol açan bir tür iltihabi bağırsak hastalığıdır. Özellikle ince bağırsakların son kısmı ve kalın bağırsak sık sık etkilenir. Bu hastalık, etkilenen bölgede bağırsak kanalının daralmasına ve buna bağlı olarak bağırsak tıkanıklığına neden olabilen kalınlaşmalar geliştirme eğilimindedir. Aynı zamanda, anüs bölgesinde çatlaklar (fissür) ve iltihaplı akıntı delikleri (fistül) sıkça görülür. Crohn hastalığı, sindirim sistemi dışındaki bölgelere (eklem, göz, cilt gibi) de olumsuz etkiler yapabilen sistemik bir hastalık olarak kabul edilir.
Hastalığın nedeni hala tam olarak anlaşılamamıştır. Genetik faktörler, çevresel etkenler (diyet, bakteri toksinleri, virüsler gibi), hastalığın gelişiminde rol oynayabilir. Ayrıca, birinci derece akrabalarda hastalığın bulunması, hastalık riskini artırabilir. Sigara içimi de hastalığın oluşumunda etkili olabilir. Her neyse ki, tetikleyici faktör ne olursa olsun, zararlı etkilere karşı bağırsakta iltihap hücrelerinin arttığı ve sonucunda iltihap ve ülserlerin oluştuğu bir yanıt geliştirilir.
Crohn hastalığı, her yaşta görülebilir, ancak genellikle 15-30 yaşları arasında başlar. Hastalık genellikle iyileşme ve nükslerle seyreden kronik bir durumdur. Yıllarca devam edebilir ve tedaviye rağmen ara sıra nüksler gösterebilir.
Ülseratif kolit, kalın bağırsağın iç yüzeyi olan mukoza tabakasında ülserler ve iltihap oluşan bir hastalıktır. Bu hastalık genellikle sessiz dönemlerle sık sık aktif dönemler gösterir. Ülseratif kolit, Crohn hastalığından farklı olarak sadece kalın bağırsağı etkileyen bir bağırsak hastalığıdır. Bu hastalık, kalın bağırsağın sadece son kısmını (rektum), sadece sol tarafını veya tüm kalın bağırsağı etkileyebilir. Ayrıca, hastalık rektumdan başlayıp zaman içinde kalın bağırsağın başlangıcına doğru yayılabilir.
Ülseratif kolitin tam nedeni hala tam olarak bilinmemektedir. Ancak hastalığın genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi sorunları ve çevresel faktörler (enfeksiyon riski, hijyen düzeyi, beslenme alışkanlıkları) gibi etkenlerin bir kombinasyonu sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Ülseratif kolit, her yaşta insanı etkileyebilir, ancak genellikle 15-25 yaşları arasında teşhis edilir.
Kalın bağırsak duvarında bulunan zayıf bölgelerden oluşan küçük cepler, divertikül olarak adlandırılır. Bu durum yaşlandıkça daha sık görülse de, kalın bağırsak divertikülleri çoğu kişide ciddi sorunlara neden olmaz.
Ancak bazı hastalarda divertiküller iltihaplanabilir ve bu duruma divertikülit adı verilir. Divertikülitin şiddeti hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Bazı hastalar hafif ataklar yaşarlar ve bu ataklar antibiyotikler ve diyetle kontrol altına alınabilir. Diğer yandan, bazı hastalarda divertikülit atağı, bağırsak delinmesine yol açabilecek kadar ciddi ve hayati tehlike arz edebilir.
Divertikülit, genellikle hafif seyirli olmakla birlikte, bazen ölümcül sonuçlar doğurabilen şiddetli bir formda ortaya çıkabilir.
Divertikülit atağı geçiren ve tekrarlayan sorunlar yaşayan hastaların cerrahi tedavi seçenekleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi önerilir.
Apandis, kalın bağırsağın başlangıç kısmında bulunan, yaklaşık 9 cm uzunluğunda ince tüp şeklinde bir organdır. Apandisin vücuttaki işlevi tam olarak anlaşılamamış olup, özellikle çocukluk döneminde bağışıklık sistemiyle ilgili görevleri olduğu düşünülmektedir.
Akut apandisit, genellikle apandisin tıkanması sonucu (örneğin, dışkı veya gıda parçacıkları nedeniyle) şişmesi ve iltihaplanmasıyla ortaya çıkar. Akut apandisit her yaşta görülebilir, ancak 10-30 yaş aralığında daha yaygındır. Tedavi edilmezse, akut apandisit ciddi komplikasyonlara hatta ölüme yol açabilir, bu nedenle en kısa sürede müdahale edilmesi gereken acil bir durumdur.
Akut apandisit, diğer acil sağlık sorunlarıyla karışabilir. Bu durumlar arasında en sık karşılaşılanlar bağırsak iltihapları, kadın üreme organlarına ait problemler ve idrar yolu enfeksiyonlarıdır.
Akut apandisiti tehlikeli yapan, iltihabın apandis dışındaki bölgelere yayılması, apse oluşumu veya genel karın içi enfeksiyon riskidir.
Hemoroid, günlük konuşma dilinde “basur” olarak bilinen bir sağlık sorunudur. Bu durum, makat bölgesindeki damarların büyüyerek kesecikler oluşturması sonucu ortaya çıkar. Bu damarlar, o bölgedeki dokularla birlikte dışkının geçişini kolaylaştırmak ve gaz ile sıvıyı tutmak gibi görevler üstlenirler.
Bu büyüyen damarlar, makat içinden veya dışından kaynaklanabilirler. Bu damar keselerinde bulunan kan, pıhtılaşabilir ve sertleşebilir, bu da semptomları artırarak kanamalara ve enfeksiyonlara neden olabilir.
Hemoroidal hastalık (Basur), makattan gelen kanamanın sık rastlanan bir sebebi olmakla birlikte, tek sebep değildir. Hemoroid tanısı konulsa bile, makattan kanayan hastaların kanamanın altında yatan ciddi başka sağlık sorunlarını dışlamak için incelenmeleri gerekebilir.
Hemoroidal hastalığı olan herkesin tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Tedavi, hastalığın yaşam kalitesini etkileyip etkilemediğine veya sağlığı olumsuz yönde etkileyip etkilemediğine bağlı olarak düşünülmelidir.
Anal fissür, anal kanal içinde oluşan ve dıştaki hassas cilt tabakasına uzanan milimetrik çatlaklardır. Bu çatlakların büyük bir kısmı genellikle arka orta hattında bulunur, ancak daha az sıklıkla ön orta hatta da görülebilir. Anal fissürler her yaşta ortaya çıkabilir, ancak genellikle genç ve orta yaşlı yetişkinlerde daha yaygındır. Ayrıca, kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür.
Anal fissürler, akut (ani) ve kronik (uzun süreli) olmak üzere iki şekilde sınıflandırılır. Fissür, yaklaşık 15-20 gün içinde iyileşmezse kronik kabul edilir. Kronik fissürlerde, fissürün bittiği bölgede dışarıda deriden oluşan bir çıkıntı ve anüsün iç kısmında bir polip gibi adlandırılan et parçası gelişebilir.
Anal fissür, makattan gelen kanamanın sık rastlanan bir sebebi olmakla birlikte, tek neden değildir. Anal fissür tespit edilse bile, makattan kanayan hastaların kanamanın altında yatan diğer ciddi sağlık sorunlarını dışlamak için incelenmeleri gerekebilir.
Vücudumuzda, anüs bölgesindeki dışkının kayganlığını ve çevre cildin nemliliğini sağlayan salgı bezleri bulunmaktadır. Bu bölgedeki doğal bakteriler bazen bu salgı bezlerinin iltihaplanmasına neden olabilir. İltihaplanma sonucunda oluşan irin, çevre dokulara yayılarak anüs çevresindeki cilde kadar uzanan kanallar şeklinde gelişebilir. Bu durumda ciltten ara sıra veya sürekli olarak iltihap veya dışkı parçaları gelebilir. Bu sağlık sorununa anal fistül adı verilir. Ayrıca, fistül kanalının tıkanması sonucu apse gelişebilir.
Anal fistüller, anüs çevresindeki dışkı tutmayı sağlayan kaslarla olan ilişkilerine göre basit ve karmaşık fistüller olarak sınıflandırılır. Genellikle fistüller basit tipte olur.
Anal fistül, uygun şekilde deneyimli uzmanlar tarafından tedavi edilmezse yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen kalıcı sorunlara yol açabilir. Bu sorunlar arasında gaz veya dışkı kaçırma en önemlilerinden biridir.
Guatr, tiroid bezinin farklı nedenlerle büyümesi durumunu ifade eder. Tiroid bezi, boyun bölgesinde Adem elması olarak da bilinen yapıya yerleşmiş, kelebek şeklinde bir bezdir ve vücut için önemli hormonları üretir. Tiroid bezinin normal boyutları dışında büyümesine guatr denir. Bu büyüme nodüllü (nodüler) veya nodülsüz (difüz) olabilir.
Guatr, tiroid hormonlarının düzenlenmesinde sorunlara yol açabilir. Tiroid bezinin fazla çalıştığı durumlar hipertiroidi olarak adlandırılırken, yetersiz çalıştığı durumlar hipotiroidi olarak adlandırılır. Guatrın altında yatan nedenlere bağlı olarak, tiroid bezinin aşırı veya yetersiz hormon üretimi meydana gelebilir. Bu nedenle guatr, tiroid fonksiyonlarının bozulmasına yol açabilir.
Kıl dönmesi veya tıbbi adıyla pilonidal sinüs, cilt altında kıl kistlerinin oluştuğu bir durumu ifade eder.
Bu durum doğuştan gelmez, sonradan gelişen bir sorundur. Vücudun başka bir bölgesinden dökülen kıllar, sürtünme ve baskı nedeniyle kuyruk sokumu bölgesinde cilt altına girebilirler. Cilt altındaki yağ dokusunda birikerek kıl yumağına dönüşebilirler. Vücut, bu kıl yumağını yabancı bir cisim olarak algılar ve etrafında bir zar oluşturur. Böylece kıl kisti meydana gelir.
Kıl dönmesi hastalığının tedavisi, hastalığın yaygınlığına ve şiddetine bağlı olarak uygun bir şekilde seçilir.
Kabızlık, bağırsak hareketlerinin zorlu veya normalden daha az ve güçlükle gerçekleştiği bir durumu ifade eder. Genellikle dışkının sert olması, düzenli aralıklarla büyük tuvalete çıkamama, büyük tuvalet yaparken zorlanma ve dışkılamanın tam olarak gerçekleşememesi şeklinde tanımlanır. Hem bağımsız bir hastalık olarak ortaya çıkabilir hem de başka sağlık sorunlarının bir belirtisi olarak görülebilir.
Akalazya, yemek borusunun sinir ileti bozukluklarına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır ve yemek borusunun içindeki kasların işlev bozukluğuna dayanır. Bu hastalık, yemek borusunun mide ile bağlantısında yer alan kas yapısının, midedeki içeriğin geriye doğru yemek borusuna geri kaçmasını engelleyen kapak fonksiyonunu yerine getirememesi sonucu ortaya çıkar. Bu kaslar normalde gevşeyip açılmalıdır, ancak akalazya durumunda bu kaslar gevşeyemez, bu da yiyeceklerin yemek borusunda birikmesine ve yemek borusunun genişlemesine yol açar. Zamanla, yemek borusu sinir ileti fonksiyonlarını ve kasılma gücünü kaybedebilir.
Akalazya hastalığı aynı zamanda yemek borusu kanseri riskini artırabilir, bu nedenle hastaların düzenli olarak takip edilmesi önemlidir.
Pelvik taban hastalıkları, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilen sağlık sorunlarıdır. Uygun bir ekip tarafından tedavi edildiklerinde, hastaların çoğu normal yaşamlarına geri dönebilirler.
Polip, içi boş organların iç yüzeyinden organ boşluğuna doğru büyüyen anormal doku çıkıntılarına verilen ortak bir terimdir. Polipler, burun delikleri, soluk borusu, yemek borusu, mide, bağırsaklar, safra yolları gibi birçok iç organın iç yüzeyinde ortaya çıkabilirler. Bu nedenle polip terimi, büyüyen anormal doku çıkıntısının iyi huylu veya kötü huylu olduğunu belirtmez; sadece görünümsel bir tanımlamadır. Polipler farklı şekil ve yapıda olabilirler, yüzeyden kabarık, düz, tepe veya mantar gibi çeşitli şekillerde görülebilirler.
Safra kesesi polipleri, safra kesesinin iç yüzeyinden kaynaklanan ve boşluğa doğru uzanan anormal doku parçalarını ifade eder. Genellikle bu polipler herhangi bir belirtiye neden olmazlar ve genellikle başka nedenlerle yapılan tıbbi görüntülemeler sırasında tesadüfen keşfedilirler.
Safra kesesi poliplerinin büyük bir kısmı kolesterol polipleri olarak adlandırılır. Bu tür polipler kansere dönüşme riski taşımasa da, safra kesesi taşı oluşturma eğilimindedirler.
Tanı sırasında 10 mm veya daha büyük olan veya takip sırasında büyüyen safra kesesi polipleri genellikle cerrahi tedavi gerektirir.
Safra, karaciğerde üretilen bir vücut sıvısıdır ve sindirim sürecinde önemli bir rol oynar. Aynı zamanda karaciğerde metabolize edilen maddelerin atılması için bir yol sağlar. Safra yolları, karaciğer içinde küçük ve orta boyutlu dallarla başlar ve büyük dallar ve gövde ile devam eder. Safra kesesi de safra yollarının dışında yer alan bir organdır.
Safra kanalı taşları, safra kesesi taşlarına göre daha ciddi bir durumdur. Belirti verse de vermese de, tanı konulduktan sonra tüm safra kanalı taşları tedavi edilmelidir.
Günümüzde safra kanalı taşları, endoskopik bir yöntem olan ERKP (Endoskopik Retrograt Kolanjiyopankreatografi) ile tedavi edilmektedirler.
Kist, içi sıvı dolu anormal oluşumları tanımlayan bir terimdir. Başka bir deyişle, kist terimi, anormal bir oluşumun içerdiği maddeye dikkat çekmek için kullanılır ve bu madde genellikle sıvıdır. Pankreas kistleri, günümüzde çoğu kez tesadüfen keşfedilen anormal oluşumlardır. Bu kistler, taramalar, belirsiz şikayetler veya diğer hastalıklar nedeniyle yapılan incelemeler sırasında ortaya çıkabilirler. En sık rastlanan şikayet ise karın ağrısıdır.
Pankreas kistlerinin teşhisi genellikle görüntüleme yöntemleri ile konur. Manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve endoskopik ultrasonografi (EUS) gibi yöntemler, kistik tümörlerin ayrıntılı değerlendirilmesine yardımcı olur.
Pankreas kistlerinin yönetimini belirlemek için kistin türü ve hastanın özellikleri göz önüne alınır. Bazı pankreas kistleri sadece izlenirken, diğerleri cerrahi, endoskopik veya radyolojik tedavi gerektirebilir.
Pankreas kistleriyle ilgili en büyük endişe, kistin tümör niteliği taşıma olasılığıdır. Tümör niteliğindeki bazı pankreas kistleri kansere dönüşme riski taşır. Bu nedenle pankreas kistleri yakından izlenmeli ve gerektiğinde uygun tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir.
Kist terimi, içi sıvı dolu anormal oluşumları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Kistler, dokudan ziyade içlerinde sıvı bulunan anormal oluşumları ifade eder. Karaciğer kistleri iki ana grupta incelenir: parazit kaynaklı kistler ve parazite bağlı olmayan kistler.
Parazit kaynaklı karaciğer kistleri, ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu kistlerdir ve bu tür kistlere “hidatik kist” denir. Hidatik kistler hakkında daha fazla bilgi için “Karaciğer Hidatik Kisti” sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Karaciğer kistlerinin yönetimi ve tedavisi, kistin türü ve hastanın özellikleri göz önüne alınarak belirlenir. Basit kistler genellikle herhangi bir tedavi gerektirmez ve nadiren sorun yaratır. Ancak kistik tümörler genellikle cerrahi müdahale gerektirirler.
Karaciğer kistleri genellikle rastlantısal olarak saptanır ve çoğu zaman belirli bir şikayete yol açmazlar. Tedavi gerekip gerekmediğini veya ne tür bir tedavinin uygulanması gerektiğini belirlemek için kistlerin türü ve hastanın durumu dikkate alınmalıdır.
Karaciğer Hidatik Kisti, içi sıvı ile dolu bir anormal oluşumdur. Kistler, içerisinde sıvı bulunan anormal oluşumları ifade etmek için kullanılan terimdir ve bu oluşumlar genellikle dokudan ziyade sıvı içerirler.
Karaciğer hidatik kisti, ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu bir tür kisttir. Bu parazitler insanlarda ve hayvanlarda karaciğer ve diğer organlarda kistlerin oluşmasına yol açarlar. Karaciğer hidatik kistleri, özellikle belirli coğrafi bölgelerde (örneğin, Orta Doğu, Orta Asya) yaygın olarak görülür.
Bu tür kistler, nadiren de olsa ciddi sorunlara yol açabilirler. Kist büyüdükçe, karaciğer fonksiyonlarını bozabilir ve çevre dokulara baskı yapabilir. Ayrıca kist patladığında veya içeriği sızdığında ciddi komplikasyonlara neden olabilir.
Karaciğer hidatik kistlerinin tedavisi, kistin boyutu, yeri ve hastanın genel sağlık durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Tedavi seçenekleri arasında ilaç tedavisi ve cerrahi müdahale bulunur. Hastanın tedavi planı, uzman bir sağlık profesyoneli tarafından belirlenmelidir.
Kronik pankreatit, pankreasın iltihaplanması ve geri dönüşümsüz hasar görmesiyle karakterize edilen bir hastalıktır. Bu durum, uzun süreli ve tekrarlayan pankreas iltihabı sonucu ortaya çıkar. Kronik pankreatit, pankreasta hasar oluşturur ve pankreasın sindirim enzimleri ve hormonlar üretme yeteneğini bozabilir.
Kronik pankreatitin nedenleri arasında alkol kötüye kullanımı, sigara içme, genetik faktörler, safra yolu taşları ve bazı otoimmün hastalıklar yer alabilir. Kronik pankreatit, genellikle şiddetli karın ağrısı, kilo kaybı, ishal, yağlı dışkılar ve sindirim sorunları gibi semptomlarla kendini gösterir.
Bu hastalığın tedavisi zordur ve hastaların yaşam tarzlarını değiştirmelerini, alkol tüketimini kesmelerini ve yağsız bir diyet uygulamalarını gerektirebilir. Ayrıca, semptomları yönetmek için pankreas enzimleri ve diğer ilaçlar kullanılabilir. Bazı vakalarda, ciddi ağrıları olan hastalara ağrıyı hafifletmek için cerrahi müdahale gerekebilir.
Kronik pankreatit ayrıca pankreas kanseri riskini artırabilir. Bu nedenle hastaların düzenli olarak takip edilmesi önemlidir ve doktorlarına danışarak uygun bir tedavi planı oluşturulmalıdır.
- Cushing Sendromu: Böbrek üstü bezlerinin aşırı kortizol hormonu ürettiği bir durumdur. Bu, obezite, yüzde ve gövdede aşırı tüylenme, yorgunluk, kas zayıflığı ve kan basıncı yüksekliği gibi belirtilere yol açabilir.
- Addison Hastalığı: Böbrek üstü bezlerinin yetersiz kortizol ürettiği bir hastalıktır. Semptomlar arasında halsizlik, kilo kaybı, düşük tansiyon, koyu ten rengi ve mide barsak problemleri yer alır.
- Feokromasitoma: Böbrek üstü bezlerinden veya böbrek üstü beze benzer dokulardan kaynaklanan nadir bir tümördür. Genellikle aşırı adrenalin ve noradrenalin üretimine yol açar, bu da yüksek tansiyon, kalp çarpıntısı ve anksiyete gibi semptomlara neden olabilir.
- Böbrek Üstü Bezlerinin Kanseri: Nadir görülen bir durumdur ancak böbrek üstü bezlerinin kanseri (adrenokortikal karsinom), bu organlardan kaynaklanan kanserlerin bir türüdür. Semptomlar tümöre bağlıdır ve genellikle kanserin ileri evrelerinde fark edilir.
- Kongenital Adrenal Hiperplazi (CAH): Genetik bir hastalık olan CAH, adrenal bezlerin kortizol ve aldosteron gibi hormonları üretme yeteneğini etkiler. Bu hastalık doğumdan itibaren belirgin olabilir ve tuz dengesizlikleri, cinsiyet karakterlerinde belirgin değişiklikler ve düşük kan basıncı gibi sorunlara neden olabilir.
- Kortizol Üreten Adenomlar: Bu adenomlar kortizol hormonunu aşırı üretebilir, bu da Cushing sendromuna yol açabilir. Cushing sendromu, obezite, yüzde ve gövdede aşırı tüylenme, yorgunluk, kas zayıflığı ve yüksek tansiyon gibi semptomlara neden olabilir.
- Aldosteron Üreten Adenomlar: Bu tür adenomlar, aldosteron hormonunu aşırı üretebilir ve bu da hipertansiyona (yüksek kan basıncı) yol açabilir. Hipertansiyon, kalp sağlığı için risk oluşturabilir.
- Androjen Üreten Adenomlar: Nadir görülen bu adenomlar, cinsiyet hormonları olan androjenleri aşırı üretebilir ve bu da erkek tipi tüylenme, ses değişiklikleri ve diğer cinsiyet karakteri değişikliklerine neden olabilir.